21 Ekim 2014 Salı

Mekke’nin Fethi ve Önemi

Mekke Şehri Alemlere Rahmet olarak gönderilen Yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’ in dünyaya teşrif buyurdukları, çocukluk ve gençlik yıllarını geçirdiği kendine Muhammedül Emin isminin verildiği ve ilahi görevin verildiği mübarek bir beldedir.

01 Ocak 2013 Salı 08:46
Bu haber 23856 kez okundu
 Mekke’nin Fethi ve Önemi

Ayrıca Hz. İbrahim (a.s.) Efendimiz zamanından beri tevhit inancının merkezi ve müslümanların kıblesi olan Kabe-i Muazzamanın bulunduğu ber şehir. Peygamberimiz (s.a.s.) kendisine peygamberlik verildikten sonra putperestliğin merkezi olan Mekkeli müşrikleri Allah’ın dinine davet etmiş, fakat onlar tabi olmadıkları gibi ilk müslüman olanlara eza ve cefa etmekten de geri kalmamışlardır. Hatta o kadar ileri gitmişlerdir ki Yüce Peygamber (s.a.s.)’i öldürme kararı almışlar. Allah (c.c.) emriyle Cibril-i Emin’in Peygamberimize haber vermesiyle kurdukları tuzak boşa çıkmıştır.

Bitmeyen eza ve cefa, dinmeyen ızdıraplar sonucu Müslümanların dayanacak güçleri ve sabırları kalmamaya başladığı zamanda onların yardımına rehberi yetişmiş ve Hicret izni verilmiştir. Peygamberimiz (s.a.s.) de bu emir gereğince Mekke’den Medine’ye hicret ettiler. (Yüce Resûlün Kabe’yi putlardan temizlemek en büyük hedeflerindendi.) Hudeybiye Antlaşması, Müslümanların Mekke Müşrikleriyle barış içinde yaşamasını ve Kabe’yi ziyaret edebilmelerini sağlamışsa da Kabe hala putperestliğin merkezi idi.

Hz. Peygamberin Mekke’nin fethine karar vermesine ve bu kararı gerçekleştirmesine sebep, Mekke Müşrikleriyle Müslümanlar arasında 10 yıllık bir süre için imzalanan Hudeybiye Antlaşmasını 2 yıl gibi kısa bir zaman geçmeden müşrikler tarafından bozulmuş olmasıdır. (1)

Peygamberimiz Mekkelilere haber göndererek antlaşma şartlarına uymalarını istedi. Mekkelilerin antlaşma şartlarına uymamakta israr etmeleri üzerine Peygamberimiz (s.a.s.) Mekke’yi fethetme kararı verdi. On bin kişilik bir ordu hazırlanarak Hicretin 8. yılı Ramazan ayında Mekke üzerine yürüdüler. İslam ordusu dört koldan şehre girdi. Peygamberimiz Mekke’nin kan dökülmeden alınmasını istiyordu. Bunun için ordusuna “Kesinlikle kan dökmeyin, silahlı çatışmaya girmeyin” emrini verdi. Ve öyle de oldu. Mekke şehri kan dökülmeden fethedildi.

Peygamberimiz Haremi Şerife gidip Kabe’yi putlardan temizletti ve orada bulunan kalabalığa şu hutbeyi irat buyurdular. Rasul-ü Ekrem Allah’ın birliğini, insanların eşit olduğunu geçmişteki kan davalarının kaldırıldığını anlattıktan sonra şu mealdeki ayet-i kerimeyi okudu. “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Tanışasınız diye milletlere, kabilelere ayırdık, sizin Allah katında en şerefliniz ondan en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah bilir ve işitir.” (Hucurat 13)

İslâm nurunu söndürmek için ellerinden geleni yapan Mekkeli müşrikler boyunlarını bükmüş haklarında verilecek kararı bekliyorlardı.

Peygamberimiz (s.a.s.) kendilerine sordular. “Ey Kureyş topluluğu! Hakkınızda ne yapacağımı sanıyorsunuz?”

“Onlar, sen asil ve şerefli bir kardeşsin” dediler.

Peygamberimiz (s.a.s.) de müşriklere “bu gün sizi kınamak yok, hepiniz serbestsiniz.” buyurdu ve hepsini affetti. Yüce Peygamberin bu hareketi hem Mekke şehrini hem de gönülleri fethetmeye yetmişti. İnsanlığa en güzel fazilet ve ahlak dersi vermiş, sanki Mekke halkı, mağlup edilmiş bir millet değil hak ve vazifeler konusunda zaferi kazananlarla eşit duruma gelmişlerdir. (2)

Her savaş taktiğini ümmetiyle istişare eden, hem devlet başkanı, hem başkomutan olan “Alemlere Rahmet” en yüce Peygamber; O ümmetle beraber insanlık tarihinde görülmemiş bir fetih ve bu fetihten daha iki yıl önce inen Fetih suresinde “Fethun Mübin”, “Nasrun Aziz” ve “Fevzün Azim” tebşirleriyle bildirilen bu zafer, hiç kan dökülmeden fethedilen şehir, Mekke’nin fethi böylece gerçekleşmiştir. (3)

 Mekke’nin fethi, miladi olarak 1 ocak tarihine denk gelmektedir. Yine bir ramazan-ı şerif ayında fethedilen Mekke’nin fethinin, memleketimiz ve bütün İslâm Alemi için hayırlara vesile olmasını ve Rabbimin bizleri kendisine kul Habibine ümmet olan ve şefaatine nail eylediği kullarından eylemesini niyaz ederim.

1- Diyanet Dergisi, Ocak 1995, Doç. Dr. İbrahim Sarıçam.

2- Temel Dini Bilgiler, Seyfettin Yazıcı, S. 217.

3- İslâm Tarihi, Hayati Ülkü S. 213.

YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 3 yorum mevcut

    • asdfar 1 yıl önce yorumlandı

      sağ olun çok işim yaradı

    • 1 yıl önce yorumlandı

      sağ olun ama benim aradığım bu değil :(

    • Misafir 1 yıl önce yorumlandı

      Tesekkürler

    GAZETE MANŞETLERİ

    HAVA DURUMU

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    NAMAZ VAKİTLERİ

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    EN ÇOK YORUMLANANLAR

    BUGÜN

    BU HAFTA

    BU AY

    e-gazete

    KARİKATÜR

    SENDE YAZ

    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    ARŞİV